Bilmelisiniz ki öyle işaretlenmeyiz, o kutuya düşmeyiz. Server bile bilir bizim yazdığımızın değerini. Kuşkusuz uzun zaman öteye uzanır hikayemiz;
Yeşil vadilerinde yürüyüşlere çıkıyorum, patates ekip mısır biçiyorum*.
Bir gün dayımın küçük oğlu Bedri çıka geldi Tahrana. Üfecicik elleri montunun cebindeydi. Sağ eliyle cebinden karanfil çıkardı, ağzına attı. İ-leş gibi soğan kokuyordu, uçakta tandır yemişti.
Hoş geldin bedo dedim alnına dökülmüş altın sarısı saçlarını başının sağına doğru attım.
Hoş bulduk enişte dedi.
Buraya niden geldin bedo dedim. Sustu, gözlerini garda makara yaparak trenlerini bekleyen exchange studentlara dikti. Sol cebinden çıkardığı kımızdan bir yudum aldı.
Verecek cevabı yoktu. Yakapaça yakaladım ve apartopar ilk Viyana uçağına bindik. Schwechat havalimanına indiğimizde arasıra top oynadıkları halısahanın sahibini aradım.
Hemen geliyorum 2de ordayım dedi. Bedri bana o sırada bir evden bahsetmeye başladı. Orda atların olduğunu falan anlatıyordu. Konu ilgimi çekmedi, kapattım. Saat 2yi geçiyordu ama adam hala piyasada yoktu. 3 oldu, 4 oldu. Yanlış adrese mi düştük diye korkmaya başladım. Fakat ondan daha kötüsü geldi aniden aklıma soğuk soğuk terlemeye başladım. Kalbim kalabalık bir bulvarda tosbağıdan kaçan bir palyanço gibi hızla hızla atıyordu. Gözlerim doldu.
Beni bu denli benden alan fikir; ya doğru adresteysek fakat önemsenmeyip inbox'a düşmediysek?
O an adam hızlı adımlarla göründü. Yüzüm güldü. Palyançom korkusunun yersiz olduğunu anladı.
Şüphesiz ki spam değiliz.
ses 1 2/ ses/ s/ test/ s/ ses/ s
(*kuzey iskandinavyada eski bir inanışa göre Urartulular asla yalan söylemezler)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder